06 Ocak 2009
Salı 22:13
Anasayfa | Üyelik | Künye | Temsilcilikler | Haber Bandı | İletişim | Anasayfam yap | Haber arşivi
İl Sayfaları
Aksaray
İlçe Sayfaları
  Ağaçören
  Eskil
  Gülağaç
  Güzelyurt
  Ortaköy
  Sarıyahşi
Vali
Belediye Başkanı
Milletvekilleri
Siyasi Partiler
Hastaneler
Doktorlar
Eczaneler
Avukatlar
Firmalar
Sivil Toplum
İlimizi Tanıyalım
Haber Arşivi
TEMSİLCİ
Ayşe Alp
Her şey bir anonsla bitmiyormuş değil mi ? sayın Özdil

 

Aksaray İlimizi Tanıyalım
Aksaray Haritası
Coğrafya
Genel Bilgiler
Kültürel Detaylar
Tarihçe
Turizm Aktiviteleri
Yerel Etkinlikler
Genel Bilgiler

M.Ö. 7000-6000 yıllarında Neolitik devirde Anadolu medeniyetinin ilk izlerini gördüğümüz Konya yakınlarındaki Çatal höyükte Hasandağı’na dolayısıyla Aksaray’a ait vesikalara rastlanmaktadır. Burada Hasandağının lav püskürttüğünü tasvir eden bir kazıntı resme rastlanmıştır. Neolitik dönemde Aksaray ve çevresi iskân görmüştür. Kalkolitik ve eski demir devirlerinde iskan olup olmadığı bilinmemekle birlikte çevre köylerde (Böget ve Koçaş) bu döneme ait seramiklere rastlanmaktadır.

M.Ö. 3000-2000 yıllarında Anadolu’da Hatti kavmi yaşamıştır. Bu dönemde asurlu tacirler burada ticaret yapmışlardır. Aksaray’ın ilk ve orta tunç devirlerindeki durumunu Acemhöyük ören yerlerindeki yapılan kazılardan ve müze müdürlüğünün satın almış olduğu eski eserlerden öğrenmekteyiz. Bu dönemde Asurlu tüccarlar Mezopotamya’dan gelerek şehirlerin banliyölerinde ticaret merkezi kurmaya başlamışlardır. Asurlu tüccarlar yazıyı biliyorlardı. Pişirilmiş çamur üzerine yazılmış metinler, çamurun pekiştirilmesi suretiyle yapıştırılıyordu. Höyük. M.Ö. 3000’den itibaren iskan edilmiştir. Acemhöyük’ ün en parlak devirleri M.Ö.2000 yılının ilk yarısına isabet etmektedir.

Koloni dönemlerinin sonlarına doğru, M.Ö. 1700 yıllarında Kafkaslardan gelen, küçük şehir devletleri kuran ve Anadolu’da, askeri bir devlet halinde bir kavmin varlığını görüyoruz. Hint-Avrupalı olan bu kavmin Anadolu’da siyasi iktidarı ele geçirerek kurduğu devlet, eski Hitit Devletidir. Aksaray’da Hititlere ait eserler bulunmamakla beraber mağlup memleketler arasında Aksaray’ın da adı geçmektedir.

Orta Anadolu’da MÖ.13.yy. sonlarına kadar devam eden Hitit egemenliği M.Ö. 2.yy.da batıdan (Trakya) gelen ve deniz kavimleri olarak bilinen kavimlerin en güçlüsüdür.
 

Yanardağ küllerinin sıkışmasından oluşan tüf tabakalarının çok kolay kazılabilme özelliği nedeniyle bölgemize çok sayıda yeraltı şehri, dik yamaçlara kaya içinde yerleşme birimleri yapılmıştır. 7.yy. sonlarından itibaren Müslüman Arapların Anadolu üzerinden İstanbul’a yaptıkları seferler nedeni ile bölgeye sığınan Hıristiyanların sayısı çok artmış, Ihlara, Gelveri ve Göreme gibi yerleşim birimleri oluşmuştur.
 

Aksaray, 1142 tarihinde Selçuklular tarafından zapt edilmiş ve 1470 yıllarındaki Osmanlı hâkimiyetine kadar İlhanlı, Danişmentli, Karamanoğulları egemenliğinde kalmıştır.1470 yıllarında Aksaray’ı ele geçiren İshak Paşa tarafından, Fatih Sultan Mehmet’in emri ile halkın bir bölümü İstanbul’a nakledilmiştir.
 

Aksaray geçmişten günümüze Hitit, Pers, Hellenistik Dönem (Büyük İskender), Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenliklerinde kalmıştır. Cumhuriyet dönemine kadar Konya’ya bağlı bir sancak olan Aksaray 1920 yılında vilayet olmuş, 1933 yılında vilayetliği lağvedilerek Niğde'ye ilçe olarak bağlanmıştır. 15 Haziran 1989 yılında yeniden vilayet olmuştur.

Aksaray’ın adının ilk olarak eski Hitit metinlerinde geçen “Nenessa (Nenossos) olduğu sanılmaktadır. M.Ö. 1. bin yılda Kral Kiakki döneminde Şinakhatum - Şinukhtu olarak anılan Aksaray, Hellenistik dönemde Kapadokya Krallığına bağlanmış ve Garsaura olan ismi Arkhelais olmuştur. Selçuklular döneminde de II. Kılıçarslan tarafından Arkhelais olan adı Aksaray olarak değiştirilmiş ve ikinci başkent durumuna gelmiştir. Şehre kötü insanların alınmamasından dolayı iyi insanların yaşadığı yer anlamına gelen "Şehr-i Süleha" olarak anılmıştır.

Aksaray, M.Ö. 8. bin yıla kadar uzanan tarihi, günümüze kadar hüküm süren çeşitli medeniyetlere ait kültürel varlıkları, tabii güzellikleri ve ticari bir merkez olması dolayısıyla hiçbir dönemde önemini yitirmemiştir. Kapadokya'nın kapısı konumundaki Aksaray, kültürel varlıkları yanında doğal zenginlikleri ile de ziyaretçilerine değişik ve ilginç tatil olanakları sunmaktadır. Orta Anadolu Bölgesi’nde, tarihi İpek Yolu'nun önemli merkezlerinden birisi olan Aksaray, günümüzde de doğu-batı ve kuzey-güney yönleri arasında uzanan ana bağlantı yollarının kavşağında yer almaktadır. Güzelyurt'u, Ihlara Vadisi, Sultan Hanı, Eğri Minare’si, kış sporları turizm merkezi ilan edilen Hasan Dağı ve Ziga Kaplıcaları ile Anadolu'nun ortasında çekici bir merkez konumuna gelmiştir.

İLÇELER:

Aksaray ilinin ilçeleri; Ağaçören, Eskil, Gülağaç, Güzelyurt, Ortaköy ve Sarıyahşi'dir.

Ağaçören İlçesi: Ağaçören ilçesinin tarihi M.Ö..5000 lere kalkolitik Çağına kadar gitmektedir.Yapılan yüzey araştımalarında ilçe sınırları içerisinde çok sayıda höyük ve yerleşim yeri saptanmıştır. Araştımalarda toplan malzemelere göre kalkolitik,Eski Tunç, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Roma Bizans Selçukluve Osmanlı dönenemlerinin yaşandığı anlaşılmaktadır. Kızıl Irmak havzası içerisinde yer alan Ağaçören İlçesindeki Karacaören, Eskibağ, Harmanyeri, gibi höyüklerle Yağmur höyük köyünde yer alan höyükte bu kesintisiz iskanı görmek mümkündür. İlçede irili ufaklı çok sayıda Frig, Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen Tümülüsler buradaki eski devre ait yaşamın bir belgesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizanslılar zamanında Kapadokya sınırları içerisinde kalmıştır. Bu zamana ait belgeler ilçe sınırları içinde kalan Taşkale ve Kilise mevkilerinde ki kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Türklerin Anadolu’ ya girmesiyle beraber bu bölgeye Oğuzların, Peçenek koluna mensup Türkmenler XII y.y. itibaren yerleşmeye başlamışlar, Anadolu Selçuklularına bağlı olarak kalmışlardır. Bu devletin yıkılmasıyla bölgeye bir ara Karamanoğulları hakimiyetine girmiş, daha sonra da Kadı Burhanettin Bey hâkim olmuştur.

Bölgeye Osmanlı devleti XV. y.y. da Fatih döneminde hakim olmuş ve dönem içerisinde ismi PANLI olarak geçmiştir. Osmanlı Devletinin yıkılmasından sonra işgale uğrayan Anadolunun çeşitli yerlerinden göçmen akını oluşmuştur.

İlçe 1961 yılına kadar PANLI ismi ile anılmış ve buradaki demirciler tarafından dövme olarak yapılan Panlı bıçakları ile de yörede nam salmıştır. 1961 yılı sonrasında AĞAÇÖREN adını alarak Şereflikoçhisara bağlı iken 1989 yılında Aksaray iline bağlanmıştır.

Ağaçören ilçesi İç Anadolu bölgesinin orta, kızılırmak bölümünün güney doğusunda yer alır. İlçenin yüzölçümü 318.000m², rakımı 1100 m’dir, nüfusu son sayıma göre 5.132’dir. İlçe bir plato görünümünde olup doğu yakası Hasandağının volkan tüfleri ile kaplı olup, genelde yapısı tozlu ve çoraktır. Hakim bitki örtüsü bozkır bitki örtüsüdür. Ağaç türü bitkiler küçük akarsu boylarında yetişen söğüt, kavak ve iğde ağaçlarıdır. İlçenin belli başlı tek akarsuyu peçeneközü çayıdır, tuz gölüne yakın olmasından dolayı gölün buharlı ve tuzlu havasından etkilenmektedir. Halk genelde tarımla uğraşmaktadır: buğday, arpa, nohut, fasulye, şeker pancarı yetiştirmektedir.

Eskil İlçesi: Eskil’de tarihi kalıntılara baktığımızda yörenin tarihi Eski Tunç Çağına( M.Ö.3.bin yılına) kadar uzanmaktadır.Yörede yapılan yüzey araştımalarına bakıldığında; ilk olarak karşımıza Böget köyündeki Böget höyüğü ve Hitit barajı olan, Böget barajı karşımıza çıkar.Höyük Asur Ticaret Kolonileri Çağı Hitit, Helenistik ve Roma devirlerinde iskan edilmiştir.Tosun Höyük,Güneşli,Seppınarı. Ortakuyu Yaylası (Komitanus Harabeleri), Köşk, Çukuryurt, Hacıeyvatlı (höyüklü), Mutlu, Culfa, Sağsak, yaylalarında höyükler ile buralardan mimari eser döküntüleri, taş ve pişmiş toprak yapılmış irili ufaklı heykelcikler Eskil ve çevresinde tarihi devirlerin çok eskiye gittiğini gösteren deliler olarak günümüzde karşımıza çıkar. Bağdat yolu olarak bilinen tarihi yolun taş döşeli kısımlarına İlçenin bayram düğün yaylası mevkiinde görmek mümkündür. Eşmekaya kasabamızın “Erdoğdu” mevkiinde eskiden insanların yaşadıklarına dair belirtiler bulunan yeraltı şehir harabeleri bulunmaktadır.

Eski kaynaklarda daha ziyade ESKİL il olarak geçen Eskil’in ilk kurulduğu yer bugün GAVUR ÖREN olarak bilinen ve Tuz gölünün yakınında bulunan mevkiidir. Anadolu’da Selçuklu hakimiyeti ile birlikte Sultan II. Kılıçarslan tarafından Eskil ve çevresine Türk boyları yerleştirilerek, bölge Türkleştirilmiştir. Selçuklular zamanında Eskil Karaman vilayetine bağlanmıştır.

Eşmekaya kasabasındaki göletlerde Melimetbeyli mevkiindeki sazlıklardan her türlü yaban kazı, ördek, bıldırcın, keklik ve diğer av hayvanları bulmak mümkündür.
Eskil, Tuz gölünün güneyinde Aksaray iline 67 km. Konya iline 115 km. uzaklıkta düz bir ova üzerinde kurulmuştur. Yüzölçümü 1601 km2, nüfusu 22.212’dir. Eskil halkı genelde çifçilikle uğraşmakta olup, Buğday, arpa ve şekerpancarı yetiştirmektedir.

Gülağaç İlçesi: Günümüzden on bin yıl öncesinden ovaya inmeye başlayan insanların ilk yerleşimleri, Aksaray’ın 25 km güneydoğusundaki Gülağaç İlçesi, Kızılkaya Köyü, Melendiz Nehri kenarındaki Musular ve Aşıklı Höyük’tedir.

Kalkolitik Çağa (Maden-Taş Çağı) ait izler ise kaybolmaya yüz tutmuş kaya üzeri yerleşmelerdedir. İlçeye bağlı, Apsarı Köyündeki  Güvercinkayası’nda, bu dönem insanının nasıl yaşam sürdüğünü gösteren kalıntılar bulunmaktadır.

Gülağaç ilçesine bağlı Saratlı ve Camiliören köylerinde bulunan mağaralar, kapadokya bölgesi içerisinde yer alan Ürgüp, Göreme, Derinkuyu ve Kaymaklı mağaraları ile aynı özellikleri taşımaktadır.

Camiliören’deki mağara girişi bir dar dehlizle başlayıp içeriye doğru girildikçe genişler ve içeride kırk odayla beraber tamamlanır. Tabiat şartları mağaranın giriş ve aydınlatılması tamamen kaybolmuştur. Saratlı mağaraları ise bugünkü Saratlı kasabasının yerleşim merkezinin büyük bir kısmını üzerinde barındırır. Zamanla doldurulan bu mağaralar serbestçe gezilecek niteliktedirler. Gülpınar kasabasında Seyh Turasan Dedenin halifesine ait olan Karaabdal Türbesi bulunmaktadır.

Ayrıca Gülağacın karasu çayı kenarında Selçuklu döneminden kalma Gülpınar ile Gülağaç arasında bir türbe vardır. Bu türbe Bekar Sultan türbesi diye anılır. Türbenin yüksekliği 45-50 m. Çevresi 80-100 m. ‘dir.

Gülağaç İç Anadolu bölgesinin orta kısmında , doğusundaki Niğde ve Nevşehir iline sınırdır. Yüzölçümü 346700 dönüm, rakımı ise 1170 m’dir. Merkez nüfusu: 5062, toplam nüfusu 29.983’ dir. Geçim kaynağı genelde tarımdır. Doğal su kaynakları boldur.

Güzelyurt İlçesi: Paleolitik Çağdan(Yontmataş/Eski Taş Çağından) yaklaşık yüz binyıl öncesinden itibaren yaşamışlardır. Buna ait bazı belirtileri Güzelyurt çevresinden toplanan “Mousterien” ve” Aurignacien” karakterde yontma taştan obsidien aletler oluşturmaktadır.

Günümüzde “Yüksek Kilise” olarak bilinen “ANALİPSİS TEPESİ” ve civarında çok miktarda işlenmiş obsidiyen (volkanik cam) dan işlenmiş taş baltaları ve seramik parçalara rastlanması,ve İstanbul arkeoloji Müzesinde bulunan ve buradan çıktığı bilinen sanat düzeyleri çok yüksek çanak çömlekler “Kalkolitik Çağı” İnsanının burada yaşadığını ve kendi adıyla “Gelveri kültürü”nü oluşturduğu tüm bilim alemince bilinmektedir.

M.Ö. 2000’den itibaren bölgede Hititler’in yaşadığını Güzelyurt içerisinde, Sivrihisar yolu üzerinde bulunan “Kulaklı Tepe”de iki kale kalıntısı ve “Analipsis Tepesi”’indeki kilisenin üzerinde oturduğu duvarlardan anlıyoruz. Yine Mamasun baraj gölü çevresinde Hitit yazıtları ve kabartmaları vardır.

Güzelyurt’un da içinde bulunduğu bölge M.Ö. VI. yy. da Pers İmparatorluğuna katılmıştır. Bu dönemde zaten var olan Feodal sistem daha da gelişmiş, köle satışı hızlanmış, bir yandan da bölgede Pers Ateşgedeleri görülmeye başlanmıştır. Persler, Kapadokya insanını kültürel ve dini açıdan öylesine etkilemiştir ki, Büyük İskender’ in bölgeyi işgalinde, İskendere boyun eğmeyerek Pers soylularından birini kral kabul ettiler. M.Ö. 332 yılında Kapadokya krallığını kurdular. Bu dönemde halk siyasi olaylarda da daima Persleri desteklemişlerdir.

Hititler’in çok tanrılı dinlerinden sonra, bu yıllarda ateşe tapmayı ve Tanrıya inanışı birleştiren “İpsistaryo dini” ortaya çıktı. Bu din, büyük toprak faaliyetleri arasında rağbet gördü. M.Ö. 17. yy. da bölge Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı. Fakat kral gücündeki dini liderlerin (rahipler) yönetimi M.S. 2. yy.’ a kadar azalarak da olsa devam etmiştir.

Bu sıralarda köle durumunda bulunan halk arasında St. Paul’un bölgeye getirdiği Hıristiyanlık hızla yayılmaya başladı. Hıristiyanlık ilk yıllarda büyük tepki gördü. İmparatorluk tarafından resmi din olarak kabul edilinceye kadar bu dine inananlar, öncelikle Güzelyurt ve çevresi, Ihlara Vadisi, Peristrema Vadisi, Soğanlı gibi yerlerde saklanmışlardır.

Zaman içinde Hıristiyanlık bu bölgede de Pagan dini ve Pers kökenli geleneklerden etkilenerek yeni bir anlayışa dönüştü. Zaten tarihin başlangıcından beri çok değişik Kültür ve dinlerin geçişine sahne olan bölgede bu durum kaçınılmazdı.

Güzelyurt’lu Gregorius Teologos ve Kayserili Basilus, birlikte ortaya koydukları fikirlerle zaman içinde ortodoks mezhebinin kurucuları durumuna gelmişler, buna bağlı olarak da ilk manastır hayatı Güzelyurt’ta başlamıştır. İmparator Teodosius tarafından Güzelyurt’ta 385 yılında Gregorius Teologos adına bir de kilise yaptırılmıştır.

Güzelyurt hakkında ilk kesin bilgileri, Gregorios’un toprak ağası olduğunu ve başlangıçta İpsistariyo mezhebine bağlı olduğunu bazı mektuplardan anlıyoruz. Baba Gregorius Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra, Nazianzos Piskoposu olmuştur. Oğul Gregorius, 329 yılında “Arianzos” adı verilen çiftlikte doğmuştur.

VIII. ve IX. yy. larda Müslüman Araplar Bizans üzerine yaptıkları akınlar sırasında torosları, Kilikya geçidinden aşarak Melendiz ovasına iniyorlardı. Arap yol haritalarında Güzelyurt (Qualuari) Melendiz ovasında bir istasyon olarak gösterilir.

Romanın din üzerindeki baskısı, İkonoklast akım’ın başlamasına sebep olmuştur. Bu dönemde Aziz Gregorios’un ortaya koymuş olduğu dini sistem o kadar kuvvetlidir ki, bölge bu hareketten yara almadan kurtulmuş ve İkonoklast akım’a karşı olan Hıristiyan din adamlarına sığınak olmuştur.

XII. yy. da Anadolu’ya hakim olan Selçuklular, toprağı işlemeyi iyi bilen Rumlar’ın göçünü önlemek için bazı imtiyazlar tanıdılar. Böylece Hıristiyan ve Müslüman halk bir arada yaşamaya başladılar. Belisırma’da bulunan St. Georges (Kırk Damaltı) Kilisesi buna iyi bir örnektir. Burada bulunan Fresk’de, bölgenin o dönemdeki beylerbeyi olan Basil Güyakupos, Türk kıyafetleri içinde resmedilmiş ve freskin kitabesinde Sultan II. Mesut için “çok yüksek ve çok asil bir sultan” olarak söz edilmektedir.

1470 yılında Osmanlı hakimiyetine giren Güzelyurt, bir müddet için Eratna ve Karaman beyliklerinin de toprağı olmuş, yine bu sıralarda Moğol akınlarına uğramıştır.
Osmanlı döneminde, Güzelyurt’taki hristiyan nüfus, Lozan antlaşmasına kadar, daima Selçuklular döneminde buraya yerleştirilen müslüman nüfustan fazla olmuştur. 1815 yılında yapılmış bir nüfus sayımında hristiyanların oturduğu 300 hane ve 100’den fazla kilise olduğu tespit edilmiştir. Buna karşılık, Müslümanlara ait üç cami vardır. Bu haliyle Güzelyurt, çok eskiden beri gelmekte olan ve kültürel geleneklerini sürdüren bir Rum köyüdür.

XIX. yy.’da hristiyanlar, Selçuklu döneminde daha önce bir takım ayrıcalıklara sahip olmaları ve Osmanlı zamanında kapitülasyonlardan yararlanmaları, ayrıca askere gitmemeleri sebebiyle ekonomik üstünlüğü ellerinde bulunduruyorlardı. Güzelyurt’taki Rumlar’ın büyük çoğunluğu arazinin verimsiz olması sebebiyle büyük şehirlerde iş yapmışlar ve çok zengin olmuşlardır. Bu gelirlerin memlekete aktarılması neticesinde, önemli bir dini merkez olan Güzelyurt bölge ticaretini elinde tutar hale gelmiştir.

1924 Mübadelesinden kısa bir süre önce, kilise Osmanlı Devletinden aldığı özel izinle para bastırdı. Kilisenin kontrolü ve garantisi altında 1 kuruş, ve 10 para olarak tedavüle çıkan bu paranın üzerinde Aziz Gregorius’un resmi bulunuyor; Rumların yanısıra Türkler de kullanıyorlardı. Mübadele ile Yunanistan’a giren Rumlar, Kavala yakınlarında “Nea Kalvari” adıyla yeni bir köy kurmuşlar ve Güzelyurt’taki kilisenin aynısını oraya inşa ederek, buradan götürdükleri kutsal eşyaların teşhir edildiği bir müze kurmuşlardır. Bugün, göç edenler ve hala hayatta kalanlarla onların çocuk ve torunları Güzelyurt’u ziyarete gelmekte ve bir bayram havasıyla karşılanmaktadır.

Rumların göç etmesiyle birlikte Yunanistan’dan gelen Türk göçmenlerde Rumlardan kalan evlere yerleştirilmiştir.

Güzelyurt ve civarı günümüzde çok iyi tanınan Kapadokya bölgesinin tüm özelliklerini üzerinde toplar. Manastır Vadisi, iki taraflı yüksek kayaların arasında olan su ve söğüt ağaçları, ayrıca pek çok kiliseler Ihlara Vadisi Analipsis tepesi civarındaki “Peri bacaları, Göreme, Zelve gibi Kapadokya bölgesi yüzey şekillerine iyi bir örnektir.

Jeolojik açıdan volkanik bir yapıya sahip olan Güzelyurt’da pek çok mesire yeri olabilecek olan ve güzel görüntülü yerler mevcuttur. İnşaa edilen gölet yöreye ayrı bir güzellik vermiştir.

Hasandağı eteklerinde kurulmuş bulunan Güzelyurt, klimatizm yönünden önemlidir. Deniz seviyesinden 1485 m. yüksekliktedir. Burada tam bir yayla havası hüküm sürer. Bu haliyle bölge, ileride yapılacak kış turizmi için bir konaklama merkezi de olabilecek niteliktedir.

İklim şartları Güzelyurt’ta pek çok değişik bitkinin gelişmesi için iyi bir ortam sağlar. İlkbaharla birlikte başlayan renk cümbüşü Ağustos ayına kadar devam eder. Sonbaharda ise ilçe kavaklık ve söğütlüklerin yanı sıra çeşitli meyve ağaçları ve üzüm bağlarının sararması ile bambaşka bir renge bürünür.

Ortaköy İlçesi : Ortaköy ve çevresinde, kazı çalışması yapılmamasına rağmen bilim kuruluşlarıca yapılan araştınalarda ilk yerleşimlerin (M:Ö 8.000-7.600) Neolitik (cilalı taş) Çağda başladığı ve kesintisi olarak devam ettiği saptanmıştır.

Ortaköy ilçesinde Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Roma Bizans dönemlerinin yaşandığına ilişkin veriler yüzey araştırmaları ile Değirmenözü, Baş höyük, Çayırlık, Çiftevi, Değirmen, İsayaylası, Harmandalı Kalehöyük, Koçhasan Höyüğü Ersele, Bozkır ve Muratlı höyük gibi birden fazla kültür katları bulunan höyüklerden toplanan yüzey malzemeleriyle saptanmıştır. Bu yerleşim merkezlerinde yapılacak arkeolojik kazı ve araştırmalar Ortaköyün bilimeyen tarihini gün yüzüne çıkaracak önemli bilimsel verilere sahip olduğunu göstermektedir.

Ozancık yakınlarındaki sıvasa hiyeroğlif yazılı kayası Hititlerden bu bölgede ne kadar etkin olduğunu göstermesi açısından anlamlıdır. Hitit sonrasında Frig’lerin hakim olduğu bölgede Ortaköy de yer almaktadır. Frig kültüründe görülen “ölü gömme” usullerinden, oyulmak suretiyle yapılan “Kaya mezarlar”’a, bölgelerin jeolojik yapısı itibariyle rastlanılmamaktadır. Buna karşın Frig soylularının gömüldüğü Tümülüslere sıkça tesadüf edilmektedir.

M.Ö. V.yy.’da Pers İstilası ile birlikte Pers yönetimine giren yöreye, Makedonya Kralı Büyük İskender’in Asya seferi sırasında, Makedonyalılar hakim olmuşlardır. M.Ö. 323’de B.İskender’in ölümü üzerine, Pers soyundan Arırarates tarafından kurulan Kapadokya Krallığı bölgeye hakim olmuştur. Kapadokya Krallığı M.Ö. 17. yy.’da Roma İmparatorluğun’a katılmıştır.

Aksaray, Kapadokya Kralı Arkhelais tarafından kurulmuştur. Krala izafeten şehir Archelais adını almış, bir müddet Kapadokya Kral’lığına başşehir olmuştur. Bu dönemlerden kalma küçüklü büyüklü yerleşim merkezlerinde, tarım faaliyeti ve kaçak kazılarda mermerden heykeller, Lahit, madeni paralar pişmiş toprak ve Madeni eşyalara İlçe merkezi ve çevredeki köy ve kasaba arazilerinde sıkça rastlanılmaktadır.

Hristiyanlığın ilk yıllarında, Kapadokya bölgesinde bu din hızla yayılmıştır. İdareciler hristiyanlığı yasaklamışlardır. Bilhassa İmparator Dıocletianus (284-305) döneminde bu yasak çok daha katılaştırılmıştır. Adeta bir katliama girişilmiştir. Hıristiyan halk bu vahşetten kurtulmak, daha serbest ibadet edebilmek için, yeraltı şehrlerive sığınma yerleri yapmışlardır. Kapadokya’da görülen oldukça çok olan bu mekanlardan İlimizde nasibini almıştır. Çatin Köyü ile Ozancık Köyü yakınlarındaki Ersele, Pörnekler, Saratlı, Yalman, Süleyman Höyüğü, Demirci Göktaş, Güzelyurt, Bekarlar Çukurkent, Topakkaya Rumdüğün, Sipahiler ve Erdoğdu tespit edilen yer altı şehirlerindendir.

Roma İmparatorluğunun 395’de ikiye bölünmesiyle Kapadokya yöresinde Bizans hakimiyeti başlamıştır. Ortaköy ve çevresinde bu dönemden kalan madeni paralar, pişirilmiş toprak kaplar, içme suyu şebekeleri, harçlı mesken kalıntıları, mezarlar ve çeşitli maden işletmeleri vardır. Ozancık (Ersele), Sarıkaraman, Harmandalı, Gökkaya gibi köy ve kasabalarda bu eserlere sıkça rastlanmaktadır.

Ortaköy ve çevresi 7. yy. başlarından itibaren önce Sasani, sonra sık sık Arap istilalarına uğramıştır. Bu istilalara karşı koymak ve korunmak maksadıyla güneydeki stratejik noktalar ve derbentler Bizanslılar tarafından özenle korunmuş, Ereğli (Heraklia), Niğde, Aksaray (Arkhelais) ve Ortaköy’e yakın mesafede geçitler tutulmuş ve yeni kaleler inşa edilmiştir. Ortaköy Ekecik dağları batısındaki “Küçük Sınandı Kalesi”’nin bu döneme ait olması muhtemeldir.

1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’ya giren Büyük Selçuklu devleti komutanlarından Melik Ahmet Danişmend Gazi, Aksaray ve çevresini fethederek buraları bir Türk yurdu haline getirdi. Konya’nın Anadolu Selçuklu başşehri olmasının (1116) ardından Anadolu Türk Birliği’ni sağlamaya çalışan II. Kılıçarslan, harabe halindeki Arkhelais kalıntıları üzerine Aksaray’ı kurdu. Azerbaycan’dan getirttiği Türkmen oymaklarının çevre köylere yerleşmeleri sağlandı. Göçebe alanlarda hayvancılıkla uğraştılar. Bunun neticesi çevredeki mera ve çayırlarda atlar yetiştirilmeye başlandı.

Danişmend’ liler ve Anadolu Selçukluları döneminde, doğudan Anadolu’ya gelen Türkler, buralardaki Bizanslıları sürmüşlerdir. Türkmen aşiretleri, hem Bizanslardan kalan meskenlere hem de meralara yeni bir yerleşim merkezi kurdular. Bunlardan biri de “Eyüp” ili dir. Ortaköy bu köyün kalıntıları üzerine kurulmuştur.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin son yıllarında, devletin birliği için çalışan büyük Türk mutasavvıf’ı Yunus Emre’nin türbesi Ortaköy’ ün Sarıkaraman kasabası yakınlarındaki Ziyaret Tepesindedir.

(1243) Karadağ bozgunu ile Moğollar’ın Anadolu’ya yerleşmeleri sonucu Anadolu Selçuklu hükümdarlarının hiç bir fonksiyonları kalmamıştı. Bunun neticesinde meydana gelen devlet otoritesi boşluğu sebebiyle Ortaköy ve çevresi de Selçuklu Eratna oğulları, Kadı Burhaneddin ve Karamanoğulları arasında el değiştirdi. 1470’de İhsak Paşa’nın Şereflikoçhisar ve Aksaray çevresini Osmanlı hakimiyetine almasıyla birlikte, Ortaköy ve çevresi de Osmanlı yönetimine girdi. 1477’de Aksaray ve çevresinin nüfusu yazılmış, tahrir defterleri tutulmuş, emlak ve vakıfları belirlenmiştir.

Bu dönemde Aksaray, Karaman Eyaletine bağlı bir sancak merkezidir. Aksaray’a, Hasandağı, Bekir, Eyübeli, Sahra, Ova, Eyyup nahiyelerinin yanı sıra Ş.Koçhisar da nahiye olarak bağlanmıştır. Ortaköy halkı, Aksaray’lılar gibi II. Beyazıd dönemindeki Cem Sultan isyanında, Sultan Beyazıd tarafını tutmuşlardır. Kurtuluş Savaşı sırasında, vatanın kurtuluşu için her türlü fedakarlıkta bulunmuşlardır. İlçe, Aksaray iline 55 km. uzaklıkta olup Doğusunda; Nevşehir İline bağlı Gülşehir, Batısında; Aksaray İline bağlı Ağaçören ilçesi, Güneyinde; Aksaray İli ve Kuzeyinde; Kırşehir İli ile çevrilidir. Nüfusu; 27.003’dür. Yüzölçümü 750 km² olup denizden yüksekliği; 1140 m.’ dir.

Sarıyahşi İlçesi: Sarıyahşi yedi örenin ortasına kurulmuştur. Taşlı Ören mevkiinde Grekçe yazılı bir mezar taşı bulunmuştur. Kurtuluş mahallesinde Selçuklu Caminin tamiri esnasında cami önünde mermerden yapılı bir aslan başı ve genelde kiliselerde kullanılan uzun mermerler mevcuttur. Ancak bunlar sökülüp götürülmüştür. Ayrıca ilçe merkezi ile köy ve Kasabalarda bulunan Helenistik Roma dönemine ait çok sayıda mimari parçanın varlığı ve Müzede bulunan başı kırık Roma Kartalı ve eski paralar ile ilçe sınırları içerisinde yapılan yüzey araştırmalarından toplanan buluntular bizi ilçenin tarihin Hitit öncesine yani Tunç çağına gittiğini Hitit, Frig, Helenistik ve Roma dönemlerindede bölgede bulunan yerleşmelerin önemli olduğunu göstermektedir.

Sarıyahşi ilçesinin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. İbrahim Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Şereflikoçhisar adlı eserinde Sarıyahşinin XIII. yy. ortaları ile XIV. yy. başlarında kurulduğunu söylemektedir. Oymaklar önce şu an Kırşehir sınırları içindeki“Rumkuş” adlı mevkiden Sarıyahşi yaylasına yerleşmişlerdir. Sonrada bugünkü ilçenin bulunduğu yere yerleşerek burada Sarıyahşi köyünü kurmuşlardır.

Sarıyahşi ‘nin nüfusu; 8.280’dir. Halkın geçim kaynağı büyük ölçüde tarıma, birazda hayvancılığa dayanmaktadır. Tarım ürünleri : Buğday, Arpa, Nohut, Şekerpancarıdır. Sebzeler Domates, Biber, Salatalık, Patlıcan, Fasulye’dır. Hayvancılıkta ise küçükbaş hayvan olarak koyun, birazda Hirfanlı Barajı gölü kıyılarında balık avcılığı yapılmaktadır.

Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı