07 Ocak 2009
Çarşamba 7:13
Anasayfa | Üyelik | Künye | Temsilcilikler | Haber Bandı | İletişim | Anasayfam yap | Haber arşivi
İl Sayfaları
Karabük
İlçe Sayfaları
  Eflani
  Eskipazar
  Ovacık
  Safranbolu
  Yenice
Vali
Belediye Başkanı
Milletvekilleri
Siyasi Partiler
Hastaneler
Doktorlar
Eczaneler
Avukatlar
Firmalar
Sivil Toplum
İlimizi Tanıyalım
Haber Arşivi
TEMSİLCİ
Hakan Atalay
BEŞBİNEVLER DOĞUM VE ÇOCUK HASTANESİ

 

Karabük İlimizi Tanıyalım
Bayramlar, Törenler, Kutlamalar
Coğrafya
Edebiyat
Efsaneler, Masallar ve Şiirler
Geleneksel Sanatlar - Zanaatlar
Genel Bilgiler
Gezilecek Yerleri
Halk Hekimliği
Halk Oyunları
Hayatın Dönüm Noktaları
İnanışlar
Kalıplaşmış Sözler
Karabük Mutfağı
Karabük Şivesi
Mimari, Isınma, Aydınlanma
Müzik Kültürü
Tarihçesi
Turizm Aktiviteleri
Ulaşım
Yapmadan Dönme
Yerel Etkinlikler
Yöresel Kıyafetleri
Efsaneler, Masallar ve Şiirler

Efsaneler

Türkiye’nin diğer illerinde olduğu gibi Karabük’te de anlatıla gelen bir çok efsane söz konusudur. Bu efsanelerden başlıcaları; Geyikli Dede(Bahattin Gazi), Göğören Baba, Şıh Ali Baba Semerkandi, Dur Kadın, Yeşil Başlı Ördek, Adam Kurutma Kayası, Çoban Hıdırın Kavalı, Duvaklı Gömün efsaneleridir.

Geyikli Dede Efsanesi: Efsane halk ağzı ile şu şekilde anlatılmaktadır. Çok eski zamanlarda Öğlebeli Köyünde fakir bir çoban vardı. Nereden geldiğini, ne zaman geldiğini kimse bilmezdi. Bir babası , bir anası , birde kocamış karısı vardı. Bu çobana dede derlerdi. Okuması, yazması yoktu, güzel sözleri, esrarlı hali ile kendisini çok sevdirmişti. Çoban kurak ve kıraç alanlarda sığırlarını güder, Araç Çayı’nın öte geçesindeki çayırlara geçemediği için canı sıkılırdı. Bir gün çayın üstüne köprü yapmayı düşünmüş, ormandan kestiği ağaçları danasının sırtında taşımaya başlamış. Dananın sırtında taşınan ağaçlardan ne olur, Tanrı’ya yalvarmış, Tanrı’da ormandaki geyikleri onun hizmetine vermiş. Gece geyikler ağaçları taşımış gündüz ağaçları birbirine çatarak köprüyü kurarmış. Gel zaman git zaman dede birde camii yaptırmak istemiş. Köyün meydanını kazmış. Sabahleyin birde bakmışlar ki her tarafa kum, taş çekilmiş. Köylüler buna inanamamış ve gözetlemeye karar vermişler. Bunu hisseden çoban karısına; köylüler benim işime mani oluyorlar, camiyi yapmak nasip olmayacak. Eğer beni görürlerse beni artık burada arama. Kara danayı ardımca sal, o benim yerimi bulur demiş. Gece gözetleyen köylüler taşların geyikler tarafından taşındığını görmüşler. Sırrı aşikar olan ermişler yaşamazlarmış, çoban köylülere; evinizin sayısı 20’yi geçmesin diye beddua etmiş ve ertesi gün evden çıkmış. Karısı iki gün beklemiş gelmeyince kara danayı salıvermiş, oda peşinden yürümeye başlamış. Dana evvela mezarlıkta durmuş, sonra Dede Yaylasına kadar yürümüş., orada bir yerde düşmüş ölmüş. Bu ermiş çobanın yattığı bir türbe olup adı “Bahattin Gazi” türbesidir.

Adam Kurutma Kayası Efsanesi: Yörede bir zamanlar cezalandırılmak istenen kişilerin bu kayaya yatırıldığı, adamın çok geçmeden sıcağın etkisiyle saca dönen bu kayalar üzerinde kuruyup kaldığı inanışı yaygındır. Buna ilişkin şu efsane anlatılır.Zamanın birinde bu yörede çok acımasız, zalim bir bey yaşarmış. Aklına esti mi insanları köpeklerine paralatıp, diri diri gömen beyin en büyük eğlencelerinden biri de yakaladığı kişileri kızgın saç üzerinde namaza durdurup ayakları yandıkça zıplamalarını izlemekmiş. Günlerden bir gün bey amansız bir hastalığa yakalanmış. Ülkesinin tüm hekimleri bir çare bulamamış. Bir gece acılar içinde kıvranırken rüyasında Hızır’ı gürmüş. Hızır: Senin derdinin dermanı Adam Kurutma Kayasındadır. Kayalara varıp üstündekileri çıkar, iki rekat namaz kılıp Tanrı’ya yakar, der. Ertesi gün bey kayalara gider, soyunur, kayaların üstüne çıkar. Namaza duracaktır ama, kaya güneşten o kadar kızmıştır ki ayakları yanmaya başlar. Hoplaya zıplaya güçlükle namazı tamamlar. Ellerini dua için açtığında kulağına Hızır’ın sesi gelir. “Ey acımasızların acımasızı. Sen ki zavallı insanlara layık gördüğün azabı kendinde denedin, artık tövbe et, kötülüklerinden arınmak için halkına yardımcı ol ki şifa bulasın”. Bey yaptıklarına tövbe edip bir daha kötülük yapmayacağına ant içer. Bir süre sonra da iyileşir. Yörede bu kayaların kimi hastalıkları iyi ettiği inancı günümüzde de yaygındır.

Masallar

İlimizde, özellikle Safranbolu’da annelerimizden, anneannelerimizden, babaannelerimizden günümüze anlatıla gelen çeşitli masallar vardır. Bunlar,Keloğlan masalları, padişah masalları, dev masalları, kuş masalı, gür baba, gülmez sultan,çinici, eyi yürekli çocuk, sıracalı kız, uyduruk hoca, üç elma vb….

Sıracalı Kız: Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ülkenin birinde bir padişah, padişahında üç kızı varmış. En küçük kızı çaresi olmayan bir hastalığa yakalanmış. Vücudunun her tarafı çıban olmuş. Padişah bu küçük kızını dağa bırakmış. Zavallı kız hava kararmaya başlayınca korkmuş, üşümüş, çaresizlik içinde bir ağaca çıkmış. Ağlamış. Bu kızın hastalığı sıraca imiş. Başka bir ülkenin padişahının oğlunun yolu oradan geçiyormuş. Atını sularken suyun yüzüne kızın görüntüsü vurmuş. Birde bakmış ki çok güzel bir kız. Kıza sormuş inmisin , cinmisin , söyle kimsin diye. Kız da ben ne inim ne cinim bende senin gibi bir adem oğluyum demiş. Padişahın oğlu in ağaçtan demiş ve atının terkisine atmış evine götürmüş. Kızın yüzü çok güzelmiş ama bütün vücudu çıban imiş. Padişahın oğlu kızı kimseye göstermemiş. Ahıra götürmüş boğazına kadar kemreye gömmüş. Orada üçgün mü, beş gün mü durmuş bilinmez sonunda çıkmış, birde ne görsün kızın hastalığından eser kalmamış. Padişahın oğlu onu kendisine nikahlamış. Güzel bir hayat yaşamışlar. Üç tane kızı olmuş. Birisinin adına Ne İdim, ikincisine, Ne Oldum, üçüncüye Ne Olacam adını koymuşlar. Padişahın oğlu bir gün kayın pederi padişahı sarayına davet etmiş. Akşam yemekler yendikten sonra annesi kızlarına iş buyurmuş; Ne idim bir su getiriver, Ne Oldum bir kahve yapıver, Ne Olacam şunu yapıver derken davetliler şaşırmışlar, bunda bir iş var demişler. Bunun sebebini bir anlatıver demişler. Sonunda kızları başlamış anlatmaya. Vakti zamanında ben bir padişah kızıydım, çaresiz hastalığa yakalandım anam, babam beni dağlara bıraktı. Beni padişahın oğlu buldu, iyileştirdi. Evlenip mesut olduk. Kızlarımızın adını çektiğimiz acıları unutamadığımız için Ne İdim Ne Oldum Ne Olacam koyduk. Kızın anası, babası yaptıkları hatayı anlamışlar, utanmışlar, özür dilemişler. Hep bir arada mutlu bir hayat yaşamışlar.

Şiirler (destanlar, türküler, maniler, tekerlemeler, ninniler, ağıtlar vb.)

Maniler:
Ak koyun milemesin                                       
Mor menekşe yimesin                                     
Sevdüğünü alamasın                                         
Ben evlendim demesin                                     

Ak koyun miler gelür                                                                                           
Dağları döner gelür                                         
Yalunuz yatan yiğidin                                      
Aklına neler gelir 

*****
Bostanlarda fasulye                                                                                 
Anam gitti gezmeye                                                                                
Ben anamdan örendim                                                                             
İnce boncuk çizmeye

Koyunum var karaman                                                                              
Kaybolursa aramam                                                                                 
Ben bir reçber kızıyım                                                                                
Şehirliye varamam         

***** 

Bu dünyaya gelen gider
Giden gelmez hep temeldir
Niçin sözünü tutmam
Sözüm sana tesellidir.

Kıyamette nişan olsun
Ecel derdine derman olsun
Ne yapsın lokması azık
Zebaniler atar ateşe
Demezler sana hiç yazık

Türküler :

Gelin Alma Türküsü :
Şu doruktan şu doruğa aşurabilsek
Anasını babasını şaşurabilsek
Çiğdem toplamaya bayıra gelin
Seğmen seyretmeye çayıra gelin

Yazı yastık altı minder oğlan anası
Bağrı daşlı gözü yaşlı kızın anası
Şu doruktan şu doruğa aştuk da geldik
Çifte davul çifte köçekle koştuk da geldik

Şu doruktan şu doruğa aşurabilsek
Anasını babasını şaşurabilsek
Bağrı daşlı gözü yaşlı kızın anası

Dürüyem:
Dürüyemin güğümleri kalaylı ah kalaylı
Fistan giymiş etekleri alaylı alaylı amman aman

Dürüyemi aldatması kolaylı amman aman
Ah aman Allah buna can mı dayanır dayanır amman aman

Giyme dedim giydin sen bu allari ah allari
Başıma getirdin türlü halleri hallari amman aman

Düşman ettin bana bütün elleri ah elleri
Ah alurun dedin de aldattın beni aldattın beni amman
On telli saz ile oynattın beni oynattın beni aman

Ninniler:
Dandini dandini dastana
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı 

Nennilerle beledim
Al bağırdak doladım
Seni haktan diledim
Nenni yavrum nenni

Dandini dandini dastana
Danalar girmiş bostana
Bostanı yemez otunu yer
Benim oğlum lokum yer

Uyusun da büyüsün nenni
Büyüsün de yürüsün nenni
Benim oğlum adam olsun
Nenni yavrum nenni

Hu Allahın yoğurdu
Oğlumukimler doğurdu
Oğlumu doğuran ana
Balınan mı yoğurdu.

Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı