07 Ocak 2009
Çarşamba 21:38
Anasayfa | Üyelik | Künye | Temsilcilikler | Haber Bandı | İletişim | Anasayfam yap | Haber arşivi
İl Sayfaları
Kilis
İlçe Sayfaları
  Elbeyli
  Musabeyli
  Polateli
Vali
Belediye Başkanı
Milletvekilleri
Siyasi Partiler
Hastaneler
Doktorlar
Eczaneler
Avukatlar
Firmalar
Sivil Toplum
İlimizi Tanıyalım
Haber Arşivi
TEMSİLCİ
Lokman Happani
Sonunda korkulan oluyor

 

Kilis İlimizi Tanıyalım
Coğrafi Yapısı
Destanlar (Anlatılar) - Efsaneler
Dualar-Beddualar-İnanışlar
El Sanatları
Gelenek ve Görenekler
Genel Bilgiler
Gezilecek Yerleri
Halk Oyunları
Kalıplaşmış Sözler
Karacaoğlan
Kilis İl Haritası
Kilis Mutfağı
Maniler ve Taşlamalar
Tarihçesi
Turizm Aktiviteleri
Türküler
Yerel Etkinlikler
Yöresel Giysiler
Gelenek ve Görenekler

Doğum Gelenekleri

Doğumun kırkıncı gününde doğum yapan kadın, hamama götürülür ve hamamda yemekler yenir, eğlenceler yapılır.Buna “lohusa veya nefse (nefsa) hamamı” denir.

Sünnet Gelenekleri

Sünnet gününde mevlit okutulur, Çocuk için sünnet yatağı süslenir.

Evlenme Gelenekleri

Geçmiş dönemlerde evlilikler, doğal olarak görücü usulüyle yapılmaktaydı. Askerden dönen delikanlı “kabı kacağı” birbirine çalıyor, sinirli davranıyorsa, artık onu baş göz etmenin zamanı gelmiştir. Örtüsünü giyen ana, yanına birkaç yakınını da alarak; ya tarif üzerine ya da sorup soruşturarak kız aramaya başlar. Gördüğü kızı öperken; onun yanaklarını okşayıp yüzünde boya olup olmadığını kontrol eder. Görücüye çıkan kız da, üst üste zubunlar (zıbın) giyerek, vücuduna dolgun görüntüsü vermeğe çalışır ve kahve sunarken, yüzünü mangal ateşine tutarak, yanaklarının kızarmasını sağlar.

Kilis ve yöresinde düğün giderleri oldukça ağırdır. Kız “kalını” yüksektir. Para nedeniyle bekar kalanlara, geç evlenenlere sık rastlanır. Ancak kız kardeşi olan gençler; ya onu satar yani evlendirir, evlenir; ya da değiştirerek evlenirler. Bu durumda kız kardeşlerini yanlarına alıp, fırsatını bulduğunda ıssız bir yerde takas işini gerçekleştirirler ve birbirine teslim ederler. En kolay evlenme yolu olan bu usulde düğün, dernek, tören, eğlence gibi harcamalar da olmaz. Ayrıca “zifafın” hemen orada yapılması da usuldendir.

Kız İsteme

Kilis kırsalının çoğunda Türkmen oymakları oturur. Kaçma, kaçırma gibi olaylar olmaz. Kız istemeye kadınlı erkekli gidilir ve kadınlı erkekli karşılanırlar. Kahve, çay sunumuyla birlikte sohbet edildikten sonra işin aslına, yani ziyaret nedenine gelinir. Oğlan ve istenilen kız da hizmet gördükten sonra dışarı çıkartılır. Oğlan tarafının en yaşlısı söze başlar: “Allah’ın emri Peygamber Efendimizin kavli ile kızınızı oğlumuza alıp evlat yapmayı isteriz.” sözlerinden sonra yine oğlan tarafının kadınlara söze girer: ”Maşallah ne de güzel kız. Tam oğlumuza göre oğlumuz da güzel anom (anam). Sırma bıyık, galem gaş (kalem kaş).” Konuşmalar sürerken (kız tarafı kızının, oğlan tarafı oğlunun özelliklerini sayar) yaşı geçkin erkekler de: "Sizle gardaşlık olmaya geldik. Bahçanızdaki gülü koparmaya geldik.” der.

Bu konuşmaları kız tarafı dinledikten sonra odada belli bir süre sessizlik olur ve bu kez kız tarafı konuşmaya başlar: “Takdir-i İlahi bozulmaz. Allah yazdıysa ne diyelim?” diyerek, düşünmek için izin / zaman ister. Daha sonra kız tarafı oğlan evine haber gönderir, bu haber götürene yörede “müjdeci” denir. Müjdeciye, oğlan evi bahşiş verir. Oğlan tarafı kız evine tatlı (özellikle künefe), mevsimine göre meyve (özellikle nar) ve üzerlik götürür. Kız tarafı da, şerbet ikram eder. Göz değmesin diye üzerlik yakılır. Daha sonraki ziyarette önceden bildirilen “kalınlık” konusu konuşulur (kalınlık/başlık parası kesilir ve alınacaklar belirlenir) ve karara bağlanır. Bir çıkın içinde yedi kat muşambaya sarılı olan “kalın” kız evinin, sözü dinlenen - söz sahibi olan kişisine verilir; nişan tarihi (nişan yılın her ayında yapılır, ama düğünler hasat sonrası yapılır) saptanarak, nişan hazırlıklarına başlanır.

Damadın (Damat) Donatılması

Gelin getirilerek damadın evine indirildikten sonra, damadın donatılmasına geçilir. Öğleden sonra, önce davul zurna çalınır ve maniler söylenerek damat tıraş edilir. Tıraş bittikten sonra damat, ata bindirilerek yine mani ve “hay huylarla” köyün ortasındaki meydanlığa getirilir. damadın esvaplarını (giysi), kız kardeşi, yoksa anası, anası da yoksa yakın akrabalarından biri bir tepsi üzerinde götürür. Damat götürülürken birkaç adımda bir durulur ve maniler söylenir.

“İndim geldim Hamadan, / Öldüm kan ağlamadan / Dutta yaprak kalmadı / Yarama bağlamadan / Şu dağlar Ulu dağlar / Etrafı sulu dağlar (Etrafı koyu dağlar) / Ben yarimi yitirdim (Ben derdimi söylesem) / Gün döner bulut ağlar.”

Damadın eski esvapları abdallara (yörede davul-zurna çalan kişi) verilir, yeni esvapları “Maşallah” çekilerek (Kutlu olsun!Kutlu olsun! / Maşallah,Maşallah) giydirilir.

Bu sözleri genelde kadınlar söyler; erkeklerin de söylediği olur. Kadınlar söylerse ardından erkekler yineler.

“Allah Başacak sevindire dost, dost / Ehe, yoh, yoh, yoh” sözlerinden sonra - varsa oğlanın erkek kardeşine “akbili" (darısı başına anlamında söylenen söz)çekilir.

“Akbili…………….. de / Dost dost,ehe,yoh…,yoh ,”

Damada esvap giydirilirken arkadaşları ona şakayla karışık eziyet eder ve onu biraz hırpalar. Ama çok yakın arkadaşları ona kıyamaz, eziyetlerin kendilerine yapılmasını ister.Yüzlerine kil, kül, un, beyaz toprak, havare (yiyinti,yiyecek)… gibi şeyler sürerek gülüşür, şakalaşırlar. Daha sonra damat ata bindirilir. Maniler, ezgiler, haylar-huylar, yoh yohlar çekilir. Yol alınırken damadın yanındaki bir adam arada bir, atın önünü keserek ya da önüne yatarak hiç ezgi söylememiş gençlere mani söylettirir. Mani söylenmezse, atı yürütmez.

Kına Yakmak

Gerdek gecesinden evvelki geceye kına gecesi denir. damadın kınasını delikanlılar, gelinin kınasını da, genç kızlar yakar. Kına erkeğin yalnız sağ elinin serçe parmağına (yalnız serçe parmağına), gelinin el ve ayak parmaklarına yakılır.

Damat, maniler söylenerek kına yakılacak yere götürülür ve evliler damadı yanlarında tutarlar. Ergen kişilerin damadı alarak kınasını yakabilmeleri için, evlilerin isteklerini yerine getirmeleri; onların arzularını öğrenip, yapmaları gerekir. Evliler, gençlerden ezgi söylemelerini, oyun oynamalarını, horoz gibi ötmelerini, eşek gibi anırmalarını isteyebilir. Bu istekler itiraz edilmeden yerine getirilmeli.Yapılmazsa kınayı, evlilerin yapacağı duyurulur. Bu da, ergenler için çok ayıptır. Sonunda evli kişilerin dedikleri yapılır, kınayı yapacak gençler seçilir ve bunlar da maniler, ezgiler eşliğinde damadın kınasını yakarlar.

Damat kınası şenlik içinde yakılırken, kız kınasının yakıldığı evde yas vardır. Ağıt, ağlama, feryat-figan içindedir kız evi. Bu yas gelişigüzel değil, töreye göredir.

Geline önce banyo yaptırılır. Onun en çok sevdiği arkadaşları etrafına dizilir; biri su döker diğeri sabunlayarak yıkamaya başlar ve kızlar hep bir ağızdan tatlı ve hüzünlü bir ahenkle şu kaymayı söyler:

“Altına attılar ağır cecimi (ince nakışlı kilim) / Boynuna taktılar yağlı sicimi / Tezin ağlatmayın gelin bacımı / Ağlama kız gelin yazın bu imiş.

Şu dağın ardına duman mı durdu / Yemenigin (ökçesiz hafif ayakkabı) içine yılan mı girdi / Amin uşağına kıran mı girdi / Ağlama kız gelin yazın bu imiş.

Şu dağın ardına ekerler küncü (susam) / Ekerler biçerler sararlar genci / Genç bana göndermiş ayva turuncu / Ağlama kız gelin yazın bu imiş.

Anan seni Has Dağı’nda haslamış / Zülfünü gül dalında ıslamış / Anan seni iller (eller) için beslemiş / Ağlama kız gelin yazın bu imiş.

Bir dor atlı çıktı Cerit ilinden / Yürek doldu geldi garbi yelinden / Bir tas su istemedim zemzem gölünden / Sular bulanık içilmez oldu / Anadan babadan geçilmez oldu / Ağlama kız gelin yazın bu imiş.”

Ağıtlar yakılırken genç kızların yanına yaşlı bir kadın gelir ve “Darısı sizlere…Bahtınız açık olsun…Ağ (ak) bağırlı olun…” diye dua eder. Bu arada gelinin tüm yakınlarına, yordamın (hazırlıklar) tamam olup olmadığı sorulur; izin istenir ve izin geldikten sonra kına yakılmaya başlanır. Gelin bir sandalyeye oturtulur, yönü kıbleye çevrilir. Kınayı yakacak kız, önce başından üç kere geçirir ve tütsüleyerek “Tu,tu,tu” diye nazarı alır ve nazarı gözden uzak yere atar.

Düğün Evine Odun Getirme Geleneği

Özellikle Kilis’in köylerinde düğün başlamazdan önce, köyün genç ve yetişkin kızları, odun getirmeye çağrılır. Tüm kızlar odun getireceği ipi alarak; düğün evine, oradan da toplanıp oduna çıkarlar. Gelirken sıraya dizilip topladıkları odunlarla köye birlikte girerler. Hangi kızın “şeleği (şelek, sırta alınan yük) ” daha büyükse, onun üzerine “bayrak” dikilir. Odun “şelekleri”, oyunlar oynanarak, ezgiler söylenerek eve getirilir. Bu sırada düğün evinin işareti de, damına dikili olan “bayraktır”. Oduna giden genç kızlara düğün sahibi o gün, iyi bir ziyafet verir.

Çeyiz Serme ve Gerdek Öncesi

Düğün haftası gelince, düğünden iki veya üç gün önce atlarla davul,zurna eşliğinde, kız evine gidilir ve kızın yapmış olduğu çeyizler alınır. Erkekler “yoh, yoh” çağırır, avratlar “zılgıt çekerek/çalarak” yanıt verir. Çeyiz (özellikle nakışlı, işlemeli örtüler)alınırken “keyf edilir (eğlenilir)." “Darısı kızın kardaşına!” diye “akbili” çağrılır ve “Maşallah! Maşallah!” çekilir. Ertesi gün, damat evinde çeyiz serilir. Oğlan ve kız evi orada “keyf” eder, yemekler yenir, içecekler içilir. Bu esnada aşağıda belirtilen mani söylenir:

“İnce eğirdik ipliği, / Mehemedin köynekliği, / Mehemede bir gız aldık, / Yedi dağın kekliği .”

Öğle yemeği yenildikten sonra, ikindi zamanı oğlan evinden kız evine kınalı nakış gider. Hamur yoğrulur ve bu hamur nakış, çiçek biçiminde dökülür.

Kız evinde kına gecesi düzenlenir. Çiçek biçiminde bükülmüş nakış içine kına ezilir. Kına yakımı için çeyizden bir gün sonra “keyfe” gidilir; kıza kına yakılır ve aşağıdaki mani söylenir. Bu törenlere oğlan katılmaz.

“ Havışa (avlu) koyduk teşti (leğen) / Bulutlar geldi / Kız anası izin ver / Saat – örneğin – yediyi geçti.”

Kınada kız gelinlik giymez. Başka bir asbap (esvap) giyer ve kızın yüzü örtülüdür. Kınaya gelenler aşağıdaki tekerlemeyi söyleyip “zılgıt çekerek” ağlayan, kızı avutmaya çalışırlar

“ Bahçada iğde dalları yerde / Ağlama gelin, damati evde. / Evlerinde kara taş / Gelin ağlar gözü yaş / Damatiyi sorarsan / Sırma bıyık galem gaş.”

Kız alınırken de keyifle gidilir. Gelini ata bindirip, getirirler. Herkes görsün diye, yol uzatılır. Gelin kapıya vardığında, kaynana ve kayınbaba karşılar; oğlanın kolunu verirler. Bu sırada kayınbaba ve kaynana iki uçtan “Kuran / Kuranıkerim” açar; gelinle damadı kapıdan girerken altından geçirirler. Damat, gelini çeyiz odasına sokar; kaynana da kapıyı üstlerine kapatır. Kısa bir süre baş başa kalırlar. Bunun amacı damadın geline “hoş geldin” demesidir.

Gelin evinden çıkarken ve çıkarılmadan önce :

“Havışa goyduk teşdi / Bulutlar geldi geçti / Gız anası izin ver / Saat altıyı geçti.”

Gelini evinden çıkarıp ata bindirdikten sonra oğlan evinden gelen avratlar:

“Sizin saçak, bizim saçak / Gız anasının pürçeğinde (saçı) sıcak.” tekerlemesini; kızı oğlan evine getirince:

“Hey çin çini zin zini / Öpem ağzın içini / Hoş geldin sefa geldin / Mehemedin güverçini.”

Kızın gelişi gerdek gecesinden bir ya da iki gün önce olur. Bir gün önce gelirse, o gece kına yakılır. Kadın kınası yapılırken o gece belli bir saatten sonra kız evinden gelenler giderler; ancak bir avrat gelini beklemek için orada kalır. Erkekler de,başka bir yerde oturur.

Sabah olduğunda ev sahibi kahvaltıyı hazırlar. Öğleye doğru da tefçi / defçi (en iyi defçi Periş kadındır)gelir. Öğleden sonra gelenler için geline mavi ya da pembe esvap giydirilir ve “tağaya (pencere önüne) oturturlar.

Bu sırada başka bir evde erkekler keyf ederler ve damat tıraş edilir. Akşama doğru da “eli udumlu (beceri, yetenek))” iki kadın gelini süsler, giydirir. İki taze gelin (yeni evlenmiş) de, gelinlik giyip (duvak vurmazlar) ellerine mumlar alarak, gelini konukların huzuruna çıkartırlar ve yüksek bir yere (kürsü.sandalye) oturturlar. Ut (ud), darbuka, tef çalınarak düğün başlar. Gelinin iki yanına geçen, koluna giren taze gelinler, “yoğurt koydum dolaba” ezgisi eşliğinde, gelini üç kez dolaştırırlar.

Bu arada gelinin sağ yanağına şekerle “ay yıldız”, alnına “Maşallah” yazılır. Önüne bir mangal ateş getirilir; üzerlik atılarak “Bakın komşular bakın / Bundan bir hisse kapın / Gelinimiz çok güzel / Bir pençe üzerlik atın.” tekerlemesi söylenir.

Daha sonra gelin sandalyeye oturtulur. Uğurlu olduğuna inanıldığı için başından parayla şeker saçılır ve bunlar genç kızlar tarafından kapışılır. Kapanın bahtı açıldığına ve en kısa zamanda gelin olacağına inanılır.

Eğlencenin bitimine yakın camiden çıkarılan damat; arkadaşları, iki kolunda sağdıçları (sağdıç kişi ergen, kamil kişidir) ve hocalarla birlikte ilahiler okuyarak; ilahiler bitince ezgiler söyleyerek; eğlenerek eve gelirler. Hoca kapıda dua okuduktan sonra, damadı arkadaşları sille tokat içeri / odaya atarlar, iterler. Bundan amaç yaşadığı bu acıyı gelinden çıkarmasıdır. İçeride oğlanın eline kızın eli verilir, havışın ortasında yedi kere dolaştırılarak (buna “cille/yüz görümlüğü, gerdek gecesi gelinle damadı el ele dolaştırma adeti ” denir) ezgi söylenir zılgıt çalınır.

Gelin Getirme

Kilis’in köylerinde gelin damadın evine götürülürken, ata bindirilir. Atın üzerine ve gelinin elinin altına bir yastık verilerek, arkasına bir oğlan çocuğu bindirilir. Bu usul gelinin oğlan çocuk doğurması içindir. Atın üzengilerinden birer kız tutar, başından ve kuyruğundan da ayrı ayrı adamlar tutar.

Damadın bağlanmaması (cinsel anlamda iktidarsızlığı önlemek) için; yöresel giysilerle süslenilmiş atın kuyruğundan bir kıl çekilerek, üzengilerinin ve yularının aralarından birer taş geçirilir.

Gelin yeni evine yaklaşırken elindeki yastığı bir delikanlı alıp kaçar, yastığı damadın başına çalar. Damat, yastığı kaçırana bahşişini verdikten sonra evinin damına çıkar ve gelini damda karşılar. Bunun anlamı, hanenin sahibi benim, yuvada benim sözüm geçer.

Gelin, köyün dışında bir köye gelin gidiyorsa, yol üzerindeki köylerin kadınları gelinin yüzünü açarak bakarlar, baktırmamak ayıplanır, kınanır. Yollardaki çobanlar, çiftçiler gelinin yolunu bağlar (çobanlar sürüyü gelinin yolu üzerine çeker), gelin de bunlara bahşiş (terlik,mendil,kese…) verir.

Şobaş Geleneği

Bugün bile Kilis ve çoğunlukla köylerinde görülen “şobaş”, toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerinden biridir. Düğünün son günü öğle yemeğinden önce yapılır. Düğüne katılanlar, belli bir düzen içinde büyük bir alanda toplanırlar. İlk “şobaş” olacak kişi en başa, birinci sıraya oturur. Bu kişi, genellikle damadın en yakın bir büyüğü veya yörenin en saygın kişisidir. Daha sonrakilerin ilk “şobaşçıdan” daha yüklü bir para vermesi ayıp kabul edilir ve bu görgüsüzlüktür. Abdal (davulcu,zurnacı,köçek), “şobaş” olacak kişinin önünde durarak, adını söyler ve “şobaş!” diye bağırır. Aldığı parayı herkese gösterip, yüksek sesle miktarı belirterek, yazıcı heyetine teslim eder. Düğüne katılan ve “yük’ü” olan herkes “şobaş” olur. Toplanan bu paralar düğün sahibinin masraflar için harcanır. Öğleden sonra ikindi zamanı, davul, zurnalarla gelin getirilir.

Gerdek Gecesi Sabahı

Gerdek gecesinin sabahı köyün kadınları yine eve toplanırlar, yemek yaparlar. Yapılan yemeklerden köyün gençleri (cahalları) de isterler. Kadınlar ise, yedirmemeye çalışırlar. Bu konuda oradaki tüm kadınlar yetkili olup; ellerinde büyük sopalarla yakaladıkları erkeği dövebilirler. Eğer bu sırada erkekler baskın çıkar da, zorlayarak damadı gelinin yanına sokabilirlerse başarmış olurlar; oyun da böylece sona erer. Bu savaşımda kadınlar, damadı da döveler; erkekler de kadınların küçük çocuklarını kaçırarak “bahşiş” isterler. Damat, gelinin yanına varıp arkasına dolandığında, gelin ellerini açarak damadı korumaya çalışırsa, dava bitmiş olur.

Askerlik - Gurbetlik

Askere gidecek genç için o gün davul zurna eşliğinde eğlenceli törenler yapılır. Ayrılma zamanı geldiğinde asker adayları “Yoh ,yoh’lar” söylenerek uğurlanır.

Gurbete gidenler için bir tören düzenlenmez. Kişi / kişiler genellikle iş bulmak için istemeyerek yöresini terk eder ve yakınlarıyla helalleşerek ayrılır.

Ölümle İlgili Adet ve İnanışlar

Cenaze Gelenekleri

Cenaze olan evde o gün yemek pişirilmez.Yemek komşulardan ve akrabalardan gelir. Ce-naze başka bir köydeyse, yas için gidildiğinde, aynı gün dönülmez, yatılırsa; o köyde üç gün kalmak gerekir. Cenaze evine gidenler geç kalmışsa yani ölüyü görememişse, kendilerine ölünün esvapları gösterilir. Hatta adam gibi biçim verilerek, elbiseler duvara asılır.

Ölünün yıkama suyunu bazı köylerde genç kızlar getirir ve ayaklarını, yakını özellikle oğlu yıkar. Ölen genç ve itibarlı bir kişisiyse mezarlığa silah atılarak ve kılıç oyunları oynanarak gidilir.

Cenaze defnedildiği gün,yakın akrabası kadınlar saçlarını keserler.

Kazma Takırtısı

Kilis köylerde sık rastlanan geleneklerden birisidir. Özellikle yaşlı ölümlerinde sıkça gö-rülür. Ulaşımın zor olduğu dönemlerde, komşulara akrabalara yük olmamak için, ölü sahibi cenaze işlemlerine başlamadan önce bir koyun veya keçi kestirerek yemek işine yardımcı olur. Yaşlı kadınlar, cenazeye katılmayan gelinler veya kızlar yemek hazırlığına başlarlar.

Diğer taraftan çevre köylerden de cenazeye katılanlarla cenaze defnedilir. Defin işlemi sonunda eve gelen cemaat ilk yemeği dualar eşliğinde yer. Bundan sonra günlerce ölü evinde yemek pişmez. Komşular,akrabalar, eş-dost cenaze evine yemek taşır.

Lahte (Lahid) Gitme

Ülkemizde diğer yörelerde pek görülmeyen bir adettir. Cenazenin gömüldüğü günden itibaren üç gün sabah namazını müteakip mezara gidilerek “Kuran / Kuranıkerim” okunması işlemine “Lahte Gitme” denir. Bu gelenek günümüzde kısmen devam etmektedir.

Tevhit Çekme

Ölünün gömülmesinden sonra tevhit çekilir.Tevhit, cenazenin gömülmesinden üç gün sonra veya ilk cuma gecesi, yatsı namazını müteakip çekilir.

Yörede,“Tevhit çektirmemek” affedilmez bir hata olarak kabul edilir. Her ölü sahibi bu kurala uyar. Tevhide katılanlara “Tevhit şekeri” verilir.

Üç Gün Hayratı

Ölüm olayının üçüncü gününde “hayrat yemeği” yapılarak, yoksullara dağıtılır. Ancak hayratta “semirsek kavurmak” daha eftaldir .Semirsek (içine kıyma ya da peynir konularak yağda kızartılan bir çeşit puf böreği) zeytinyağında kızartılır. Kızartma işini, öncelikle ölenin kızı veya oğlu yapmalıdır. Semirsek kızartılırken çıkan zeytinyağının kokusuna meleklerin geleceği inanılır.

Kırkıncı Gün

Semirsek kavurma işi ölümün kırkıncı günü yeniden tekrarlanır. Bu işlemler sırasında ölü yakınları da, ayrılık acısına yavaş yavaş alıştırılmış olurlar.

Elli İkinci Gece

Cenazenin defninden “51.”, “52.”, “53.” geceleri “Yasin-i Şerif” okutulur. Çünkü bu gecelerin birinde kemiklerin birbirinden ayrılacağına inanılır. Okunan “Yasin-i Şerif’le” ölünün bu olaydan acı duymadığına inanılır.

Bayramlar - Törenler - Seyirlik Oyunlar

Gelin Gok /Çömçegelin Oyunu (Bu oyundan sonra Yağmur Duası yapılır): Ağaç parçası üzerine bir gelin şekli yapılır.Bu ağaç parçası iki adam tarafından “Gelin Gok! Gelin Gok!Gelin Gok!” diyerek ev ev / mezra mezra / köy köy bağıra bağıra gezdirilir.

Evlerde oğlak, bulgur, un, yağ, şeker…gibi yiyecek maddeleri toplanır. Vermeyen evin damının çörtenini çeker kuyuya atarlar.

Toplanan yiyecek maddeleri ile köy meydanında ya da köye yakın bir çayırlık bir yerde yemekler pişirilir, birlikte yenerek dualar edilir.

Halk Oyunları

Kilis ve yöresinde oynanan belli başlı oyunlar :

Kırıkcan (Kırıkhan), Gavurdağı Kabası, Leylim, Serçe, Dokuzlu, Ağırlama, Kürdi, Şirva-ni,Temirağa, Arap Sallaması, Gavurdağı Sallaması, Darbuzey, Oğuzlu, Şekeroğlan, Mani, Sekme, Fatige, Barak Üç Ayağı, Hurşid, Yedi Deve Ağırlaması ve Sekmesi, Mendilli, Lorke, Meryem, Han Esma, Düz Ayak Halayı, Valde adlı oyunlardır.

Bunlar arasında en yaygını “Kırıkhan-Kırıkcan (Musabeyli yöresinde), Dokuzlu ve Serçe-Çibikli’nin Varyantı (Elbeyli yöresinde) oyunlarıdır.

Halk Müziği (Uzun havalar,ezgiler,ağıtlar v.b.)

Kilis ve yöresi halk ezgileri Muzaffer SARISÖZEN, Nida TÜFEKÇİ, Mustafa HOŞSU (T.R.T. Türk Halk Müziği Denetleme ve Repertuar Üyesi), Ziya İZGİN (T.R.T. İzmir Radyosu Sanatçısı) ve Durmuş YAZICIOĞLU’nun (T.R.T.İzmir Radyosu Yurdun Sesi Korosu Şefi) katkılarıyla derlenmiştir.

Derlenen bu halk ezgileri içersinde özellikle Elbeyli civarından derlenen “Barak Ağzı” denilen “Barak Havaları’nın” ayrı bir yeri ve önemi vardır.

Maniler

Şahinbey'in köprüsü, I Adaştandır örtüsü / Yarime kurban olsun / Şu Kilis'in hepisi II Havışa koyduk testi / Buluûar geldi geçti / Kız anası izin ver / Güveyinin sabrı taşa. // Kırmızı taksi yürüdü, / Üstüne gül bürüdü. / Biz bu gelini alana dek I Nice itler ürüdü. II Tepside katkat kaymak, I Yaladık parmak parmak, I Her yiğide nasip olmaz, I Sevdiği kızı almak. II Evlerinde kara taş, / Gelin ağlar gözü yaş, / Güveyiyi sorarsan / Sırma bıyık kalem kaş. II ince eğirdik ipliği / Mahamed'in köynekliği / Mahamed'e bir laz aldık, / Yedi dağın kekliği. II Ekinler sulandı / Tağahr bettorfandı, / Gelinimiz gelor deyi, I Kurbanlar boğazlandı. II tğne attım söğüde / Gelin kızlar öğüde, / Ayje de kurban olsun. / Mehmet gibi yiğide. II Hey çin çini çin çini / Öpem ağzın içini / Hoş geldin sefa geldin / Mohamedin güvercini II Gelin doymuyor yemeğe I Bakın hele leyleğe I Maşallah deyin geline I Amana nazar değmeye. II Karşıda koyun, kuzu I Kıvrım kıvrım boynuzu / Oğlumuza kurban olsun, / Zennüp hanımın kız

Taşlama (Gelin Kaynana Taşlaması): Yüzüm beyaz ay gibi / Kaşlarım da yay gibi / Oğlun bana ev almış / Koskoca saray gibi. / Biberin ucuyum. / Zehirden acıyım / Doğru söyleyin kızlar / Ben çirkin harcımıyam Kız gelin dır dır etme. / Fazla ileri gitme / Vakitsiz horoz gibi I Gece yarısı ötme. II Çarşıda et kaynana I Başımda bir kaynana I Ben oğlunla yan yana I Sen kapı dışarıya. II Teşt alanda kavurma I Geün karşımda durma I Gözlerin çapaklanmış / Midemi bulandırma.

Ezgiler

Ceren (Uzun Hava): Bu ezgi Devlet Konservatuvarı ve TRT arşivine "Şakir Sağlam-Kilis" biçiminde girmiştir.
"Şu cerenin kaşı gözü sürmeli / Şu cereni nerde bulup sevmeli / Şu cereni sevdiğine vermeli . (Bağlanü-.Sabahtan karşıma çıktı bu ceren / Aklımı başımdan aidi bu ceren)

Şu cerenin dolakları yokuşlu I Kaşı gözü guduretten nakışlı / Kurumu da yavrı Sahan bakışlı. (Bağlantı dizeleri)

Ezo Gelin / Özo Gelin (Uzun Hava): "Ezo Gelin benim olsan seni vermem feleğe / Güzel yosmam, başın için salma dileğe I Ezo Gelin (de) benzer gökte huri meleğe I Neneyle Ceren Ezo Gelin neneyle (Baha karam neneyle) / Çık Surıya dağlarının başına (da) bizim ele el eyle.

Ezo Geün çikrroj Surıya (dağlarının) başına I Güneş vurmuş (da) kemerinin gaşına / Neneyle Ceren Ezo Gelin neneyle (Bahtı karam neneyle) / Çık Surıya dağlarının başına (da) bizim ele el eyle."

Ezo Gelin, Suriye sınırına yakın bir Barak oymağındandır. O köylerden yöremiz köylerinden birine gelin gelir. Güzelliği dillere destan olan Ezo Gelin, eriyle bir türlü mutlu olamaz ve kimseye görünmeden başını alır gider. Bir daha ne gelir ne de görünür. Peşinden ağıtlar yakılır.

"Kerpiçtendir (de) şu Kozbaşının yapısı / Bostandır (da) penceresi kapısı I Kurban ohun sana (da) Surıya'ran hepisi I Neneyle Ceren Ezom (Ezo Gelin) neneyle / Çık Suriya dalarının basına (da) bizim ele el eyle.

Meyrem (Halay Havası) - Derleyen Durmuş Yazıcıoğlu: "Dam basında pıtrak / Gelin kızlar oturak I Oturmaktan ne çıkar / Gelin olarak kurtulak

Bağlantı: Kız Meryem, Meyrem, Meyrem / Kele Meyrem, Meyrem, Meyrem / Hele Meyrem, Meyrem, Meyrem I Dama vurdum bir epik I Damın diğeri kepik I Giz ben seni abramda / Gorgarım çoban Öpük.
(Bağlantı dizesi)

Harman yeri ğış yeri / Meyrem'in yavaş yeri / Yüzündeki laleler ley (yaralar) / Öpüş yeri, diş yeri.
(Bağlantı dizesi.)

Gerebiç - Derleyen Durmuş Yazıcıoğlu:
"Karataş boyanır mı / Opsem yar uyanır mı / Sen orada ben burada I Buna can dayanır mı.

Bağlantı : Gındır, gındır, gındır aga gerebiç / Gındır, gındır, gındır paşa gerebiç
Ak taşı kaldırsalar / Yılanı öldürseler / Küçükten yar seveni I Cennete gönderseler.
(Bağlantı dizesi)

Çağırdım Essüm deyi / El ettim gelsin deyi / AUah muradım verdi (AUah muradımı verdi) / Yar benim olsun deyi.
(Bağlantı dizesi)

Süt İçtim Dilim Yandı - Derleyen Muzaffer Sarısözen: "Süt içtim dilim yandı. Amanın , amanın I Döküldü kilim yandı Amanın, amanın / Ben kilim de değilim / Amanın , amanın, amanın / Bohçamda gülüm yandı./ Cendermeyim cerideme / Beni yoldan dönderme I Ben izinliyem I Canıma gasteyleme I Cenderme çavışıyam / Yol verin savışayım / Beni çavış sanmayın I Bölüğün başkanı-yım (Ben bölüğün başıyam)

Karanfil Deste Gider (Halay Havası) -Derleyen Muzaffer Sarısözen: "Karanfil deste gider. Hah, hah, ha nay, nay / Kokusu dosta gider / Benim kalbimde sensin / Senin kalbinde kimler

Bağlantı: Nanay, nanay. Nanay anay, nanay, nanay I Nanay elleri malı / Çürük bellerin malı / Gün olur devran döner / Elfcet sararım yarı
Kuru kastel akmayor / Yar yüzüme bakmayor / Üç deste gül kokladım I Yarim gibi kokmayor.
(Bağlantı dizesi)

Sultan - Derleyen Muzaffer Sarısözen:
Sultanın geydiği de haraU kumaş I Yandım ataşığa da Sultanım ulaş
Bağlantı: Haydi de aman Sultanım ulaş

Bir hatıra ver de köşeyi dolaş / Hiç mi oturmadık da yan yana Sultan
Bağlantı: Haydi de aman can sana kurban / Haydi de aman can sana hayran

Sukan sermiş seccadeyi köşeye / Rakı konyak doldurur şişeye
Bağlantı: Haydi de aman billur şişeye Saat beşten sonra gelir köşeye / döşeğe Bağlantı dizesi.

Çadır Altı Minara - Derleyen Muzaffer Sarısözen: "Çadır ala minara / E£ ettim eski yara / Anam kurban, ben kurban da I Setre pantollu yara
Bağlantı: Helvacı helva / Kendir tohumlu helva / Şeker hkumlu helva

Söğütte (Söyükte) ot bitmez mi / Çağırsalar gitmez mil Ah (kız) bu elinden de Çektiklerim yetmez mi.
Bağlantı dizesi.

Evlerinin Önü - Derleyen Durmuş Yazıcıoğlu: "Evlerinin önü iğde değil mi / iğdenin dalları yerde değil mi / Benim sevdiğim yar elde değil mi I Lemunata portakalı aha şöyle şöyle / Tel tel olmuş zülüfleri tara böyle böyle / Alma gibi yanakları var selam söyle I Al mektubun eline de götür yare böyle / Evlerine vardım evde yok imiş / Komşusuna vardım(sordum) güzel çok imiş / Elin güzelinden fayda yok imiş / Lemunata portakalı aha şöyle, aha böyle.

Kaleden İniş mi Olur - Derleyen Durmuş Yazıcıoğlu: Kaleden iniş mi molur I Sahnoy , sahnoy, sallan gel / Ham demir gümüş molur Sahnoy, sahnoy, saüan, gel / Akşamdan söz verip de / Sabaha dönüş mü olur.
Bağlantı: Gelin güzel allı, beli meli saklı / Topuğu galgallı yar sevdim

Kalede yatan oğlan / Köyneği keten oğlan / Nişankğı el almış / Habersiz yatan oğlan
Bağlantı dizesi.

Lambada Şişesiz Yanmaz mı - Derleyen Muzaffer Sarısözen: Lamba da şişesiz yanmaz mı I Cicim bana yar bulunmaz mı I Ben bu dertten ölürsem Bana da acıyan olmaz mı, yallah
Bağlantı: Alamadım gaşları garayı I Süremedim zevk ile saf ayı

Asmadan gel asmadan / Cicim fistan geymiş basmadan / Gel seniglen gaçakm / Bizi devriyeler basmadan
Bağlantı dizesi.

Yoğurt Goydum Dolaba - Derleyen Muzaffer Sarısözen: Yoğurt goydum dolaba ellere vay I Böyün başım galaba ellere vay I Ellere cicom, ticom eüere vay / Geyin pembe şalvarı sallansın saçakları yerlere vay I Kalaylı tas yoğurdu I Seni kimler doğurdu I Seni doğuran ana / Balinan mı yoğurdu. (Bu sözcük yer yer cinaslı anlamdadır.)

Badeli Nahsan: "Suriye'den de çıktım üç gün vadeli, / Beylerden de aidim anam kanlı bedeli , / Adımı sorar I sag da Nahsen Badeli, / Vurma zalim da ben Badeli Nahsan'ım / Zencirlerle bağlanacak Aslanım / N'olacak da zahm düşman nolacak, / Sanma bu dünya da sana kalacak, / Oğlum Kara varda hayfım alacak,

Arakı (Irakı / Rakı) Koydum: Arala koydum şişeye, I Şavkı da vurdu köşeye, I Şimdiki Kilis kızları, I Nazlı gider gişiye / Şıhahmedin daşları, / Sallanır ağaçları, I Kızın gctynü olursa, I Halt etmiş kardaşları.

Kondurama Kum Doldu: "Of. . . Kundurama kum doldu / Atmaya kürek gerek / Nazh yarin yanında / Yatmaya yürek gerek / Aman başım nanay, ağrıdı dişim nanay / Çok işmişim nanay, nanay gülüm.
Bağlantı: Nanay nanay / Malım nanay.

Of. . . Duvara mıh çakayım / Sen sallan ben bakayım / Mendilin kirlendikçe sen gönder ben yıkayayım.
Bağlantı dizesi.

Belinde poşusu var Ne güzel komşusu var Nerde bir güzel görsem I Hırpo bir gişisi var.
Bağlantı dizesi.

Cumbulu: "Evlerinin önü hamam yol üstü, I Kaldır kollarını seher yel esti /Herkes sevdiğini bağrına bastı / Ah cumbulu, cumbulu zahm (hayın) cumbulu / Beline dolamış bir dolam keçik / Cumbulu başığdan çok işler gecik / Cumbulu'yu sorarsan küçükten aşık
Bağlantı dizesi.

Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı