Geçtiğimiz günlerde bağımsız adayların birleşik oy pusulasında yer alması için CHP ile birlikte ilk kez ortak hareket eden AKP, bölgede bağımsızların işini zora soktu. Bağımsız aday olacaklar da malum Kürt temsilciler. Bir yandan Kürt realitesini kabul edeceksiniz, diğer yandan da meclise girmemeleri için her türlü engeli çıkaracaksınız. Bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır anlamadım gitti!
Türkiye’de demokrasi adına yapılan benzer uygulamalara alıştık artık. Alınan kararlar, çıkarılan yasaları çabuk sindiriyoruz millet olarak. Hazmı kolay bir süreçteyiz ya önümüze neyi koysalar yemeye hazırız.
AKP’nin bu tavrı herkesimden aydın insanların tepkisine neden oldu. Hani demokrasi, hani AB süreci ve bu süreçte uyum çalışmaları nerde kaldı? Demek ki hepsi boş vaatlerdi.
Türkiye garip bir ülke. Birileri 'susun' dediği zaman herkes susuyor. Bir süre sonra 'herkes bize yardımcı olmalı' deyince, herkes 'onlara’ yardımcı olmak adına başkalarına çamur atmaya kalkar. Yine bildik ‘onlar’ ; “Bize kimse itiraz etmesin. Biz ne dersek o olur” tavrını sürdürürler. Sonunda ne oluyor. Ne oluyor biliyormusunuz?
- Seçim barajı düşmez
- Cinayet işleyenler ‘Vatan için yaptık’ derler
- Halkın seçtiği vekiller yerine başkaları meclise gider
- İşsizlik bitmez
- Birkaç kişinin kasasına birkaç milyar dolar daha girer
- AB; torunlarımıza anlatılacak hikaye olarak kalır
- Kürt Sorunu: “O da ne öyle bir sorun yok” olur
- Demokrasi her zaman ki gibi vazgeçilmez olur
- Sosyal Refah, (şikayetçi yok)
Aslında bunları herkes kendine göre çoğaltabilir. Ve kuzuların sesizliği hakim olur ülkenin dört bir tarafına.
***
Lice’yi bilmem duydunuz mu?
Ama ben yine de bu ilçemizde yaşanan tarihi bir olaydan bahsetmek istiyorum.
Tarih 1993.
Yer Diyarbakır’ın Lice ilçesi.
O tarihte Lice ilçesinde büyük bir çatışma çıkmış. Onlarca ev harap olmuş, onlarca insan yaralanmış. Halk ortada kalmıştı. Köyler yakılmış, insanlar göçe zorlanmıştı…
Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yaşananları yerinde görmek, insanlarla konuşmak üzere karayoluyla Diyarbakır’ın Lice ilçesine gidiyor. Cümbür cemaat arkasında. Baykal’ın konvoyu, Lice karayolu üzerinde bulunan Mermer Karakolu’nda durduruldu. Bir uzman çavuş Baykal’a ilçeye giremeyeceğini söylüyor. Baykal, demokrasiden bahsedip, buranın da Türkiye’nin bir parçası olduğunu söylüyor ve gitmek için ısrar ediyor. Ama boşuna. Asker, Baykal ve beraberindekileri Lice ilçesine sokmamıştı o tarihte…
Diyarbakır’a dönüşte Baykal, Cumhuriyet, demokrasi söylemlerini arkasına alarak bu durumu sert bir dille eleştirmişti.
‘daha fazla ülkenin sahibi’ söylemi o tarihlerde kafama takılmıştı. ‘Onlar’ kendilerini halkın oylarıyla seçilen meclis üyelerinden üstün mü görüyor diye düşünüp durdum. Böyle bir ortamda demokrasiden söz edilebilir mi? Deniz Baykal, o gün “onları” demokrasi ve özgürlüklere sarılmış bir şekilde halka şikayet ediyordu.
Aradan 14 yıl geçti…
‘Daha fazla ülkenin sahibi’ olduğunu iddia edenler, bu gün farklı senaryoları sahneliyor. Bu kez Deniz Baykal 14 yıl önce yaşadıklarını ya hatırlamıyor ya da ‘onlara’ göre bir politika uyguluyor. ‘Onlar’ın ideoloji ve felsefesine göre ülkeyi yönetmek ve halkın meşru temsilcilerini bastırmak isteyenlere şirin görünme gayreti içine girmiştir. Baykal, bu davranışıyla kendi tabanını oluşturan sol söylemli seçmenlerini de hiçe sayıyor olmaz mı?
Baykal tüm bunları yaparken, onu meclise taşıyacak halkın gücünü unuttu sanırım. .
Bakalım halk bunu ne kadar hazmedecek.
***
İlk yazımdan sonra olumlu ve olumsuz bir çok eleştiri aldım. Hepsine sonsuz teşekkür ederim. Yapılan eleştirileri de okudum. Beşiktaşlı bir dostum içerlenmiş. Eeee olsun o kadar dostum. Bırakın da Fenerliler biraz sevinsin. İkinci yazıma da eleştirilerinizi bekliyorum. |