Paparazziler bir toplumu okuma alanı olarak görülebilir mi?
Bir toplumun ortalama insanlarının ilgilendiği konularla entelektüellerinin ilgilendiği konular arasında nasıl bir farkın olması beklenir?
Bu fark bir mahiyet farkı mıdır, yoksa bir derece farkı mıdır?
Normal bir toplumda bu fark, takdir edilmelidir ki bir mahiyet farkıdır. Entelektüeller, toplumsal yapının ve işleyişin düşünsel arka planına ilişkin kurguya/kurgulara kafa yorarlar. Bu yolda elde ettikleri kazanımlar da onlara farklı bir açıdan topluma bakabilme imkanını sunar ve kimi zaman da bu zihinsel gel gitlerini toplumla paylaşırlar.
Ama Türk toplumunda sıradan bir vatandaşın bakışı ile bir entelektüelin bakışı arasındaki fark bir derece farkı olmaktan öteye geçebilmiş değildir.
Bundan birkaç yıl önce Türkiye Yüz Güzeli seçilen bir genç kız, vücut ölçülerinin verdiği gururla (!) “Ben Türkiye’nin Madonnası olmak istiyorum” demişti. Çünkü ona göre Madonna olmak vücut ölçüleriyle ilgili bir konuydu. Zaten kendisinin sahip olduğu vücut hem kolaylıkla bir gösterim aracı olabilmesi bakımından hem de ölçü bakımından bu iş için çok müsaitti. Oysa Madonna’daki gösterim salt bir vücut gösterimi ve ölçü birimi değildir elbette. İçerikten çok biçim(stil)e vurgunun yapıldığı bir dönemde yıldızı parlayan Madonna, bedeninin cinselliğinden çok, soyut bir cinsellik sunmak ister bize. Onun bize sunduğu o baştan çıkarıcı, sarışın fettandan öte başka bir imgedir. O, yüzünden çok gövdesiyle ve gövdesinin içerdiği soyut biçimlerle göz önüne gelmek ister. Bu da onda fazlasıyla var. Peki anılan Türk güzelinde bu altyapı var mı? Bilemiyoruz ama o sınıftaki her bir bireyde böyle bir meziyetin var olduğuna hiç şahit olunmadı bugüne kadar.
Siyasetçilerin bir kısmı da bugünlerde 80 yılda başarılamayan sorunları çözme vaatlerinde bulunuyorlar ve bunları da büyük bir ciddiyetle savunuyorlar çünkü onlar da bu işi becerecek gerekli donanıma sahip olduklarına inanıyorlar. Peki bu siyasetçilerde de bu sorunları çözebilecek vizyon ve birikim var mı? Bundan da emin değiliz çünkü geçmişlerinde ve şimdi beslendikleri temel referanslar bir umut vaat edecek bir gelişmeyi doğurmadı bugüne kadar.
Kadın buluşturma veya kavga ettirme programlarında kurulan mahkemelerin kararları ile diğer mahkemelerin kararlarının gerekçesi arasında da bir fark olduğu söylenemez çünkü her ikisi de kendi meşruiyet kaynağını kendileri ihdas etmektedirler.
Milli ve militarist sosyologumuz ile sıradan bir tek partici vatandaşın düşüncesi ile zihniyeti arasındaki fark nasıl bir farktır acaba?
Sanırım birisi doğrudan demokrasiyi rafa kaldırmaktan yanadır birisi de Türkiye’nin içinde bulunduğu şartların bir gereği olarak –bir derece farklı bir biçimde- demokrasi karşıtlığını savunacaktır.
Türkiye’deki bürokratik elitlerin önemli bir kısmı her fırsatta Türkiye’de var olan kimi anti demokratik yasaların benzerlerinin AB üyesi ülkelerde de olduğunu söylediklerine hep beraber şahit oluruz ama oradaki var olan bu yasalar aslında güçlüyü korumak için değildirler. Aksine çoğunluğun ve resmi ideolojinin sahip olduğu güç dolayısıyla muhataplarını mağdur edebileceği varsayımına dayalı olarak zayıfı korumaya yönelik yasalardır.
Devletin resmi ideolojisi ile paparazziler arasında çok benzer bir ilişkinin ve söylem birliğinin kurulmasına bizi zorlayan asıl olaylar ise ne Madonna olmanın gereğini bilmeden sadece yüz güzelliği ile Madonna olma iddiasında bulunmak ne de iktidarda olduğu dönemlerde memleketi bir faili meçhuller arenasına çeviren karanlık ilişkiler patronu olanların terörü bir gecede bitirebileceğini söylemeleri ne mazotu 1 YTL yapacağını söyleyenlerin geçmişi ne birkaç yılda hangi sihirli formül ile kişi başına düşen milli geliri 25 bin dolar yapabileceğini söyleyenler ne de bir sosyoloji profesörü ile sıradan bir vatandaşın toplumsal sorunlara yönelik aynı dili kullanıyor olmasıdır.
Bizi buna zorlayan kadın kuşağı saatlerinde hiçbir müktesebatı olmayan kimi toplumsal ahlak ve gereklilik vaizleri ile militarist toplum mühendislerinin vatandaşları hizaya getirmek için kullandıkları söylem birliğidir. Bu söylemlerin mantık benzerliğidir. Bir akademisyenle hiçbir entelektüel birikimi olmayan birisinin aynı konuya aynı gerekçelerle karşı olması veya taraf olması normal bir durum olarak görülebilir mi? Yanlış bir durum var ise elbette herkes buna itiraz edecektir ama bir akademisyen düşünsel bir kaygı taşır, sıradan bir vatandaş ise toplumsal bir kaygıyı önceleyecektir.
Bu (dinsel, ideolojik, yargısal, militarist ve korumacı) vaizlerin hepsinin söylemlerinde bir bütünlük varsa orda paparazzilik bir durum yok mu?
Bu söylemler arasında bir mahiyet farkı fark eden var mı acaba? Yoksa ben mi çöl sıcaklarından bunaldım? |